
Başak’ın koluna girip, köşeyi döndüm. Burger King’de hangi menüyü alacağımızı tartışıyorduk. Merve ve Ilgın öndeydi. Gözüm vitrinlere takıldı, derin bir nefes aldım, ama nefesimi geri veremedim. Asılı kaldı. 3 haftadan sonra tekrar karşılaşmıştık. Kendimi Çin Seddi’nden aşağıya bisikletle son sürat gidiyormuşum gibi hissettim. Okul forması bir insana ancak bu kadar yakışırdı. Bana bu kadar uzun süre hiç bakmamıştı. Dudakları çizgi halini aldı, gamzeleri bembeyaz yüzündeki muntazam oyuklar gibi ortaya çıktı, hafifçe gülümsedi. O anki ifademi hatırlayamıyorum. Her şey o kadar hızlı gelişti ki. Başak’a doğru sessizce çığlıklar atmaya başladım. “Valla o,otobüs aşkı Baaşaak!” Meğersem Başak da kendinden geçmiş.”O muydu o,arrrggh!” Burger King de doğru dürüst yemek bile yiyemeden durağa koştur koştur geldim. E,tabii ki ortalıkta görünmüyordu.Mp4ümden damar şarkıları seçtim (Alice in Chains-Love,hate,love) Başımı cama yasladım.Şuan ışınlanma şansım olsa ve ıssız bir adaya (Cuma ve Robinson’un yanına) düşsem ! Beni anca Lostvari bir hayat paklar. Eğer otobüste "açlıktan" bayılacak gibi olmasaydım, Merveler, Aynur Hoca'ya matematik soruları sorarken "Hadi yemek yiyelim nolur?" demeseydim ve oyalana oyalana merdivenlerden inip mantıcının oradan dönmeseydik ve tüm bunlardan biri bile eksik olsaydı onunla karşılaşamayacaktım. Hayat gerçekten irili ufaklı tesadüfler üzerine kurulu. Ya da hayır tesadüflere inanmam.
0 yorum:
Yorum Gönder