
Fazlasıyla boş bir odaydı. Ve yeşil. Akşam güneşinin hipnotize eden ışığı yeşil panjurlara çarpıp yere seriliyordu. Köpeğim masanın üzerinde, veterinerin işini bitirmesini bekliyordu. Veterinere ne zaman gelsek, titremeye başlar, kaçar ve saklanırdı. Koca oğlan. Veterineri ısırmasın diye ağzına geçirilen nesneden salyası akıyordu. Gözleri dolmuşçasına ışıl ışıl parlıyordu. Boş ve yeşil odaya tekrar baktım. Kapının yanındaki duvarın tamamını kaplayan bir ecza dolabı, eski bir baskül, mikroskop ve köpeğimin iğne olduğu masadan başka göze çarpan hiçbir şey yoktu. Küçükken veteriner olmak isterdim. Ama tüm çocukların en yüksek mevkilerde olmak istedikleri mesleklerden, hayatla tanışınca vazgeçmesinde olduğu gibi,“Ben başbakan olacağım” derken 1 küsür maaşla memur olan biri gibi. Tuhaftı. Cappucino, iğne olurken ona bakamazdım, yüzümü pencereye çevirdim. Tozlu panjurlardan yüzüme yansıyan akşam güneşi beni arındırıyordu. Köpeğim ciyaklamaya benzer bir ses çıkardı. Anlaşılan iğne yakıyordu.
Öğleden beri annemle temizlik yapıyorduk. Babam sonunda babaannemlerin yanına gitmişti. Otobüsü 12’deydi. Şimdiye varmıştır diye düşünüyordum. Kibrit kutusunu andıran odamı temizlemem tahmin ettiğimden daha zahmetliydi. Elimi nereye atsam toz ve kir. İnsanı öksürtüyordu. Deli gibi gitar çalmak istiyordum. Anneannemlerde yaşadığımız sıralarda, gitarı koyacak yer bulamadığımız için onu babamın evinde, kendi odama bırakmıştım. Nasıl da tozlanmıştı. Annem tiksindiğini belirten sesler çıkararak banyoyu temizliyordu. Daha 3-4 saatte 12 jumbo boy çöp poşetini doldurduk. İşin acı tarafı evin daha 2-3 günlük daha temizlik işi vardı. Dev poşetlerin indirilmesi, tanrım, inanılmazdı. Odamda, kendimi aşarak, bir günde yapabileceğim temizliğin bir kısmını yapmıştım. Cappucino, iğneden dolayı mahmurdu, ama canı dışarı çıkmak istiyordu. Bu yüzden her hareketimizde, kapıya doğru koşturuyor, gözünü tasmasından ayırmıyordu. Elime gitarımı aldım. Tozlar tekrardan öksürmeme neden oldu. Gitarın kokusu beni baştan çıkarıyordu. İçime doyasıya çektim. 1–2 sene önce ispanyadan 800 dolara aldığım ve çalmaya doyamadığım gitarım. Klasik bir ritim tutturdum. Aşağı, yukarı, yukarı, aşağı, yukarı. Köpeğim yanıma gelip kıvrıldı. Uykusu varmış gibi görünüyordu. Köpeğim bir kızgın boğa, gitarım kırmızı pelerin, ben de becerikli bir matador. Ama gitar onu öfkelendirmek yerine sakinleştiriyordu. En çok arpeji ve valsi sevdi. Ne zaman p,i,m,i,a,i,m,i diye başlasam gözlerini yumuyor, tüm kasları gevşiyordu. Akşam güneşi kırmızı tülden bize yansıyarak olayı daha da dramatikleştiriyordu. Başıboş tozlar güneş ışığında sarı simlere benziyordu. Bense yavan müziğimi iç organlarıma dek hissediyordum. Beynimden kalbime yansıyan melodramlar. Müzik benim için bir kaçış yoluydu, anlaşılan köpeğim için de öyle.
0 yorum:
Yorum Gönder